Sporda ani ölüm nedir?

Sportif aktivite sırasında veya takip eden saat içinde herhangi bir travma olmaksızın gerçekleşen ölümlere verilen tanımlamadır.
Antrenman veya yarışma sırasında yada hemen sonrasında belirtilerin ortaya çıkmasında 1-6 saat arasında meydana gelen ölümlere denir. 100000 / 2,3 oranında görülür.
Ölüm riski sporcularda 2,5 kat daha fazladır.
Ani ölüm en çok Basketbol, Futbol ve Amerikan futbolunda görülür.
Erkeklerde risk dokuz misli fazladır.
Kaynak: Prof. Dr. Mehmet KURTOĞLU (İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi), Sporcu Sağlığı.

Diyet ve kilo kontrolü

Mükemmel bir diyet yoktur. Her sporcunun gereksinimi farklıdır. En iyi diyet, yeterli sıvı alımı sağlayan yeterli enerji ve besin öğelerini içeren diyettir. Tek bir yiyecekle bu sağlanmadığı için, günlük diyette çeşitli yiyecekler yer almalıdır (Ersoy, 1998).
Sporcu diyetinde temel ilke müsabaka ve antrenman sonucu artan enerji ve diğer besin öğelerinin gereksiniminin yeterli ve dengeli bir diyetle karşılanmasıdır. Genetik yapı ve uygun antrenman performansının sporcu performansının anahtarı ise de beden yapısı ve antrenmanının gerektirdiği besin gereksinimlerinin karşılanmasının performansı olumlu yönde etkilediği bilinmektedir (Sağlam, 1993).
Hiç bir diyet, organizmanın egzersiz sırasında yağ depolarını kullanımını etkilememektedir. Düzenli egzersizler uzun dönemde kademeli olarak yağ kaybını sağlayacak bir enerji açığı yaratmaktadır. Ayrıca aeorobik egzersizler yağ kullanımını artıran birçok hormonun düzeyini artırmaktadır. Bu nedenle organizmanın yağ yakma yeteneğini artırmanın en iyi yolu egzersize devam etmektir. Kısaca yüksek proteinli düşük karbonhidratlı diyetler kişiyi daha ince, daha sağlıklı ve daha iyi bir sporcu yapmamaktadır. Aynı enerji değerine sahip olsa bile karbonhidrattan zengin diyet, yağ ve kolesterolden zengin yüksek yağ ve proteinli diyetin neden olabileceği sağlık sorunları için risk faktörü oluşturmadığından tercih edilmelidir (Ersoy, 1998).
Bir kişinin sağlığı sadece diyetle belirlenmez. Üzerinde durulan diğer faktörler ideal vücut ağırlığı ve fiziksel uygunluktur. Egzersiz sadece iyi bir sağlık için önemli olmayıp, gelişen sporcu beslenmesi ile birlikte artan populariteye sahiptir. Sporla uğraşan erkek ve kadınların performansının artmasında beslenmenin önemli rol oynadığı gösterilmiştir (IOC, 1996).
Sporcu diyetlerinde kilo vermek düşüncesi ile yanlış uygulamalara sıkça rastlanmaktadır. Bu uygulamalardan bir tanesi de kahvaltı konusudur. Kahvaltı yapmamanın, kilo vermede etkili ve hızlı bir yöntem olduğu düşüncesi, sporcuları bu yanlış uygulamaya sevk etmektedir.
Gece boyunca aç kalmak karaciğer ve kaslarda ki glikojen depolarını tüketir. Glikojen, karaciğer ve kaslarda depo halinde bulunan karbonhidrattır ve enerji sağlaması için glikoza çevrilir. Glikojen depolarını düşük seviyede olması yorgunluğu arttırır ve düşük spor performansı ile bağlantılıdır. Ayrıca, kahvaltıyı atlamak konsantrasyonu ve iç verimliliği de azaltır. Sabah yeterli bir kahvaltı ile glikojen depoları yenilenebilir, kaslara enerji kaynağı sağlanabilir ve vücudun gün boyunca kaloriyi uygun şekilde kullanmasını sağlayabilir. Yeterli bir kahvaltı, bütün bir sabah için yeterli enerji sağlayarak metabolizmayı hızlandırır. Kahvaltı fazla kaloriden kurtulmak için atlanıyor ise araştırmalar gösteriyor ki, kahvaltıyı atlayanların daha sonra gün boyunca daha fazla yiyerek kalori alınır. Kahvaltı atlanarak sporcu kendini iyi hissediyor olabilir, ancak boş bir mide kronik yorgunluk riskini artar ve hatta ciddi travma ile sonuçlanabilir. Vücuda gerekli enerjiyi sağlanmaz, aç bırakılır ise egzersiz sonrası toparlanma zamanı da uzar. Besleyici değeri en yüksek ve en pratik kahvaltılık tahıl ve tahıl ürünleridir. Tahıllar karbonhidrat, lif, kalsiyum ve demir içeriği zengin, yağ ve kolesterolü düşük yiyeceklerdir (Lowengrub, 1993).
Yapılan çalışmalar sonucu sporcuların ideal kiloları her zaman korumaları, kilo kaybı istendiğinde haftada bir kilo olacak şekilde vücut yağını azaltarak yapılması gerektiği, hızlı kilo kaybını performansı bozduğu ve yarışmadan 8-10 hafta önce sporcuların haber verilmesi yarışma kilosuna düşmek için yeterli bir süre olduğu açıklanmıştır (Sağlam, 1993).
Elde edilen bulgular, birkaç ay sürdürülen negatif enerji dengesinin önemli miktarlarda kilo kaybına neden olduğunu göstermiştir. Kilodaki bu kaybın kalori kısıtlaması yerine; fiziksel aktiviteyle sağlanması kilonun daha çok yağlardan verilmesine yol açmaktadır. Negatif enerji dengesi yalnız enerji kısıtlaması ile sağlanmaya yönelinirse; düşünülenin aksine, kilo kaybının %50’ye varan oranlarda yağsız kitlede meydana gelmektedir. Bunun yanı sıra kilo kaybının kalori kısıtlaması ve fiziksel aktivitenin arttırılmasıyla sağlanması şeklinde elde edilen kilonun koruması; yalnız diyetle elde edilen kilonun korunmasından daha kolaydır (IOC, 1996).
Kaynak: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Web Sitesi, Bilgi Bankası (Hazırlayan: Işık Bayraktar), Ziyaret Tarihi: 13/03/2010.

Egzersizde ısınmanın önemi

Genel olarak germe hareketlerinin tümü esne­meyi kapsar. Esneme, yalnızca bedeni zinde tut­mak için yapılan bir etkinlik türü. Çoğu zaman eg­zersizin ısınma ve soğuma bölümü olarak yapılır. Isınma, egzersiz öncesi, kas ısısının artırılarak kas­ların egzersize hazır duruma getirilmesi. Isınan kas, boy olarak %20 daha fazla esneyebilir, oksi­jeni kullanma kapasitesi artar. Isınmayla birlikte kalp atım sayısı artmaya başlar, solunum sistemi daha verimli çalışır. Böylece kaslara daha fazla ok­sijen ve besin taşınır. Ayrıca eklemler için de es­neklik sağlanarak olası sakatlanmaların önüne ge­çilir.

Kaynak: Bülent Gözcelioğlu, “Evde Egzersiz”, Bilim ve Teknik, Haziran 2004. 


Yasaklı, kısıtlı izinli maddeler ve yöntemler

Bu bölümde IOC Tıp Komisyonu tarafından bildirilen yasaklı, kısıtlı izinli maddeler ve yöntemler hakkında kısaca bilgi verilecektir. Yılda 2 kez toplanan IOC Tıp Komisyonu bu listeleri gözden geçirmekte ve gerekli değişiklikleri yapmaktadır. Bugün için geçerli olan liste aşağıda gösterilmektedir. Sporcuların daha geniş bilgi için antrenörlerine, takım doktorlarına veya Doping Kontrol Merkezi’ne başvurmaları gerekmektedir.
Kaynak: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Web Sitesi, Bilgi Bankası, Ziyaret Tarihi: 13/03/2010.

Osteoporoz nedir?

Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır.
Kaynak: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Web Sitesi, Bilgi Bankası, Ziyaret Tarihi: 13/03/2010.

Sporcu içecekleri

Sıvı kayıpları esas olarak, özellikle uzun süren fiziksel performanslarda, telafi edilmelidir. Vücut sıvı ile birlikte elektrolit de kaybettiğinden bunlar da metabolizmaya geri verilmelidir (Baron, 2002).
Sporcu içecekleri (karbonhidratlı solüsyonlar), toz yada sıvı olarak glikoz, fruktoz, sakaroz, glikoz polimerleri veya bunların bir kaçını bir arada içerecek şekilde hazırlanmış ticari solüsyonlardır. Bunların egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında alınması ve karaciğer glikojen depolarına destek sağlamak için, pratik çözüm olmaktadır. Yararları ise; yorgunluğun oluşumunu geciktirmek, kaslara yakıt sağlamak ve vücut sıvı kaybını karşılamaktır. Bu solüsyonların çoğu magnezyum, potasyum, sodyum gibi elektrolitleri de içermektedir. Özellikle sodyum suyun geri emilimi açısından önemlidir. Daha çok 1 saatten uzun süren dayanıklılık egzersizlerinde kullanılmakla birlikte takım sporlarında turnuvalar sırasında ve hızlı toparlanmanın önemli olduğu siklet sporlarında alımı oldukça yaygındır (Paker, 1998 Konopka, 2000)
Kaynak: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Web Sitesi, Bilgi Bankası (Hazırlayan: Işık Bayraktar), Ziyaret Tarihi: 13/03/2010.

Yüksek Tansiyonla Başa Çıkabilmek için Ne Yapmalı?

Tansiyon yüksekliği olan bütün hastalara yaşam tarzı ile ilgili değişiklikler önerilmektedir.
  Kişi sağlıklı olduğu kiloyu bilmeli ve o kiloda kalmalıdır. Vücut kütle indeksiniz (vücut ağırlığı/boy2) 25 kg/m2’nin üzerinde ise kilo vermeniz gerekir (Vücut kütle indeksi, kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesi ile hesaplanır).
  Tuz tüketimi kısıtlanmalıdır.
  Alkol tüketiminden kaçınılmalıdır.
  Meyve ve sebze tüketimi artırılmalı, doymuş ve total yağ tüketimi azaltılmalıdır.
  İlaçlar düzenli alınmalıdır.
  Sigaradan kullanımına son verilmelidir.
  Düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz yapılmalıdır.
Kaynak: Uzm. Fzt. Melda Sağlam, Uzm. Fzt. Meral Boşnak-Güçlü, Doç. Dr. Deniz İnal İnce, Prof. Dr. Sema Savcı, Prof. Dr. Hülya Arıkan; “Hipertansiyon ve Egzersiz”,  Ankara, Şubat – 2008.
 

Yağlar

Yağlar genel olarak şişmanlık sebebi olarak gösterilip, kötü bir üne sahip olsalar da insan bu besin maddesi olmadan hayatiyetine devam edemez. Yağlardan elde edilecek enerji karbonhidratlarla telafi edilebilse de; A, D, E ve K vitaminlerinin bağırsakta çözülüp, kana geçebilmesi için vücut belirli miktarda yağa ihtiyaç duyar (Müller, 1996).
Yağda eriyen vitaminlerin vücutta emilim ve taşınmasından başka, yağların diğer görevleri ise;
Yağlar, iyi bir enerji kaynağıdırlar. Aynı miktardaki karbonhidrat ve proteinlerden 2 misli daha fazla kaloriye sahiptirler.
Yağlar, insan vücudunda yapılamayan ve vücut için gerekli olan “linoeik asidin” vücuda alınmasını sağlarlar.
Yağlar, bazı hayati öneme sahip organlar için (kalp, akciğer, böbrek, beyin…) koruyucu yağ tabakası oluştururlar.
Yağlar, deri altındaki depoları ile soğuğa karşı vücut ısısının korunmasında ve ayarlanmasında etkilidirler.
Yağlar, midede uzun süre doygunluk (tokluk) hissi verirler (Paker, 1998).
Modern yaşamda yağlar, besinlerden aldığımız enerji kaynağının %40-45’ ini oluşturmaktadır. Bu oran sağlıklı bir beslenme açısından oldukça yüksektir. Yağlar hastalıkların oluşumuna rahat bir ortam sağlamakla birlikte, vücudun performansını düşürür. Gerçekte ihtiyaç duyduğumuz esansiyel yağ asitlerinin oranı %5 den daha azdır (Konopka, 2001).
Yağdan zengin besin maddelerini; bitkisel yağlar (ayçiçek, margarin, zeytinyağı…), hayvansal yağlar (kuyruk yağı, içyağı, tereyağı…), yağlı tohumlar (ceviz, fındık, fıstık, susam), krema, soslar, tahin, mayonez olarak sıralayabiliriz (Ersoy,1995).
Karbonhidratlar, iyi bir enerji kaynağı olmalarına karşın, bir saatten fazla aralıksız devam eden maksimal oksijen tüketiminin %60-80 olduğu uzun mesafe koşu, bisiklet, yürüyüş gibi spor dallarında enerji ihtiyacının %70’i yağlardan karşılanır. Yağların enerji olarak kullanılması ile kaslardaki glikojen depolarının boşalması da gecikmiş olur. Buna karşın sporculara yağlardan zengin diyet önerilmez, çünkü her insanın vücudunda bir maratonu tamamlayacak kadar yağ bulunur. Yağların dayanıklılık sporlarında enerji olarak kullanıldığını bilen bazı sporcular, müsabaka öncesi günlerde günlük yağ tüketimlerini artırmaktadırlar. Oysa bu sporcular yağa ağırlık vermeleri nedeni ile kas glikojen depolarında yeterli doygunluğu sağlayamazlar. Glikojen depolarının boşalması tempoda yavaşlama, yorgunluk gibi belirtilerle kendisini gösterir (Paker, 1998).
Yağlar, tüm görülebilir yağ içeren maddeler ile (zeytinyağı, margarin, mayonez..) diğer bütün hayvansal yiyeceklerde (et, peynir, süt…) kuru baklagillerde ve az miktarda sebzelerde bulunur (Paker, 1998).
Bütün besin yağları gliserin ve yağ asitlerinden oluşmaktadır. Yağ asitleri, içerdiği hidrojen atomlarının sayısına göre “doymuş” veya “doymamış” olarak ayırt edilir. Vücut bazı durumlarda doymuş veya doymamış yağ asitlerini kendi de oluşturabiliyor. Fakat vücut bir takım doymamış yağ asitleri olan, esansiyel yağ asidlerini (hayati önem taşıyan) besinlerden almak zorundadır (Müller, 1996).
Sporcunun günlük alması gereken enerjinin ortalama %25 ile %30’nun yağlardan sağlanması gerekir. Yağ gereksiniminin karşılanmasındaki denge şu şekilde olmalıdır:
%10 Doymuş Yağlar (tereyağı, margarin…)
%10 Yarı Doymuş Yağlar (zeytinyağı)
%10 Doymamış Yağlar (ayçiçek, mısırözü)
Hayvansal besinlerle birlikte yeterince doymuş yağ alınmaktadır. Bu nedenle pişirilen yiyeceklerde sıvı yağ kullanımına ağırlık verilmesi dengeyi korumak açısından önemlidir (Paker, 1998)
Az ve orta şiddetli egzersizde bile, harekete başlar başlamaz kas hücreleri tarafından yağlar enerji kazanmak için çekilmektedir. Daha yüksek yoğunluktaki egzersizlerde yağ yakımı, karbonhidratlara oranla gittikçe yükselmektedir. Örneğin, hafif bir koşuda %50-60’ın altında maksimal oksijen alım kapasitesi ile koşmakta iseniz, o zaman uzun saatler süren kas çalışmasına bağlı kondüsyon antrenmanında enerji ihtiyacının %70-90‘ı yağ metabolizmasından elde edilir. Antrenmanlardaki dayanıklılık kapasitesi yükseldikçe, iskelet kaslarının yağ asidlerini yakma kabiliyeti de yükselir. Yüksek yoğunlukta bile enerji ihtiyacının büyük bir kısmını yağ metabolizmasından karşılayabilme kabiliyeti üst düzey dayanıklılık sporcularında görülebilir. Bu, onların temel dayanıklılık eğitimi aldıklarının göstergesidir (Konopka, 2001).
Yağların dezavantajı, karbonhidratlara nazaran daha çok oksijene ihtiyacı olmasıdır. Fakat bu düşük ve orta yoğunluktaki egzersizlerde bir önem taşımaz. Çünkü bu yoğunluklarda yeterince oksijen bulunmaktadır. Sporcu için, yağ metabolizmasının anlamı ekonomik karbonhidrat deposunu yıpratmamakta yatar. Yağ metabolizmasının kullanılan bölümü ne kadar yüksek ise, o kadar az karbonhidrat kullanılmaktadır. Harcanmayan karbonhidratlar, egzersizin uç yoğunluk noktalarında, yani ara ve son ani yüklenmeler için hazır tutulur. Antrenmansız birinin yağ metabolizması daha düşük seviyede çalışır. Öyle ki en düşük yoğunluktaki egzersizlerde bile karbonhidrat metabolizması, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılar. Böylelikle de glikojen depoları antrenmanlı bir sporcuya göre daha erken boşalmaktadır (Konopka, 2001).
Kaynak: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Web Sitesi, Bilgi Bankası (Hazırlayan: Işık Bayraktar), Ziyaret Tarihi: 13/03/2010.